2 Şubat 2017 Perşembe

Bir Adam Yatıyor Sokakta (Kısa Öykü)

Soluk soluğa etrafı gözledi ve sağ eli kalbinin üzerindeydi kızarmıştı. İlacını buldu ancak bitmişti. Bakışları yardım istiyordu, dudaklarındaki sükuneti korumaya devam ediyordu. O anda evden çıktı. Eczanenin yolunu tuttu, ilerlemeye başladı, adım adım sürünüyordu. Yürüyordu ancak buna sürünmekten başka bir karşılık yoktu. Güneş kara bulutların arasında son ışınlarıyla birlikte kaybolmuştu. Gökyüzü gürüldüyordu. Bomboştu sokaklar, bulunduğu dalı terk etmeye başlamıştı yapraklar. Sararan yapraklar sonbaharın habercisiydi ve ilacını bulamazsa onun da sonbaharı olacaktı. Titriyor, terliyor bütün vücudu kaskatı kesiliyordu. Gücü kalmamış ve son duasını etmeye başlamıştı. Sokağın başına gelmişti. Eczane ise sokağın sonundaydı ancak bir adımlık daha dermanı kalmamıştı. Duvara yaslandı, yavaş yavaş diz çöktü, gözleri ıslaktı yanaklarına kadar ve bir anda yere yığılmıştı. Artık gerçekten sürünüyordu. Gelen, geçen kimse yoktu. Bu bir kabus mu diye geçirdi içinden, bunun bir rüyadan ibaret olmasını ne çok isterdi. Kaldı öylece kımıldamıyordu ve artık insanlar gelip geçiyor aldırış etmiyordu. Yerde bir adam hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Kimse onu görmüyordu, bakan çoktu ancak gören yoktu. Çünkü ön yargılarının duvarlarından ötürü sadece görmek istediklerini görüyorlardı. Kimileri fotoğraf çekmeye başlamıştı. Gülüyorlardı ancak adama ne olduğunu sormuyorlardı, bilmiyorlardı da onlar eğlenmeye devam ediyordu. Gözlerini aralamak istedi çünkü çevresindeki sesleri duyuyordu ancak kımıldayamıyordu. Bir an kendine geldi, gözlerini araladı evindeydi kabus görmüştü. Kalktı bir bardak su içti, terden sırılsıklam olmuştu üstünü değiştirdi, ellerini yüzünü yıkadı ve yeniden yattı çünkü saat daha henüz bir olmuştu. Başını yastığa koyar koymaz uykuya daldı.

Gecenin bir yarısı öksürerek uyandı adam, soluk soluğa etrafını gözledi. Elini kalbine doğru götürdü krizi tutmuştu ve ilacını arıyordu. Çok geçmeden buldu ilacı ancak bitmişti. Adamın gördüğü kabus adım adım kusursuzca realiteye dökülüyordu. Eczanenin yolunu tuttu adım adım ilerliyordu hatta sürünüyordu. Kabusunda olduğu gibi eczane sokağın sonunda o ise başındaydı o anda yere çöktü gerçekten sürünüyordu. Yığıldı kaldı öylece kimseler yoktu sokakta acaba gerçekten bitmiş miydi acaba Azrail pençesini geçirmiş miydi ruhuna, tüm hayatı gözlerinin önünden geçti. O sırada biri geldi yanına umutlandı ve yardım istedi güçlükle ancak gelen adam cüzdanını alıp gitmişti. O anda tüm hayatı tekrar geçti gözlerinin önünden, o zamanlar on üç yaşındaydı ve dedesiyle konuşuyordu; “Bak evlat yaşın daha küçük yarın ne olur bilemeyiz, yarını geç beş dakika sonrasını bile bilemiyoruz. Biliyorum senin yaşındaki bir çocuk için bu konuşmalar can sıkıcı olur, oluyordur da zaten ancak sana bunları anlatmak bizim görevimiz. Öncelikle dürüst ol, kimsenin parasında, pulunda, karısında, çocuğunda gözün olmasın. Okuman gerek yoksa kimse bakmaz sana ne babana ne annene ne de bir başkasına güvenme bakarlar diye en fazla askerden gelene kadar sonra kendi başına kalacaksın. Bak bunlar klasik yani rutin konuşmalar ben sana başka bir şey diyeceğim. İnsanlar düşenin yanında olmaz, her gelen de sana dost eli uzatmaz. Dost sanırsın düşman çıkar, düşman sanırsın dost çıkar. Bu dünya çıkarlar dünyası birinin işine yarıyorsan can ciğer kuzu sarması olursun ancak yaramıyorsun yüzüne bakmazlar ve hatta yolunu bile değiştirenler olur. Paran varsa cebinde senden iyisi yoktur ancak paran yoksa senden kötüsü yoktur. Yani anlayacağın para konuşuyor bu hayatta seni değil paranı seviyorlar, seni değil yaşantını seviyorlar. Ancak hep böyle olacak değil seni gerçekten sevenler de çıkacaktır ve sana öğüdüm o ki onları asla kaybetme, seçerken de dikkat et, defalarca düşün sonra karar ver. Hadi şimdi hayat seninle oynamıyorken git oyun oyna eğlen çünkü büyüdüğünde her insan gibi her yetişkin gibi sende şu yalan dünyanın oyuncağı olacaksın, hadi koş eğlen zamanın varken bunların hepsini gerçekleştir.” Gözlerinden yaşlar akıyordu, dedesi nasıl da haklıydı, nasıl da haklı çıkmıştı bir kez daha oysa onun haksız çıkmasını dedesi de kendisi de nasıl isterdi. Her şey bitmişti artık gözlerini yumdu sıkı sıkı belki de kabus diye geçirdi içinden ancak bu sefer gerçeğin tam ortasındaydı.

Onu görenler olmuştu ancak sarhoş sanıp ilişmemişlerdi, onu görenler sokakta evsiz yaşayan biri sanıp aldırış etmemişlerdi, onu görenler yolun ortasında yatıyor diye ona kızmışlardı, onu görenler üstü başı düzgün değil diye yaklaşmamışlardı. Bakmak ve görmek bambaşkaydı onlar bakıyordu evet ancak görmüyorlardı. Onu görenler oldu ama ona yardım eden olmadı çünkü insanlar -insan- bir ölümü izlediklerini bilmiyorlardı. Çünkü insanlar insanlığın ölümünü görmüyorlardı, o ölümü izlerken dahi insanlığı bir kez daha öldürdüklerini bilmiyorlardı.

Tayfun Yavuz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder