4 Nisan 2017 Salı

Ölü Bir Çocuk Büyüttüm


Hüzün gölgesinde gözyaşlarını saklayan insanlar görüyorum. Hayallerini idam eden minik çocuklar buluyorum karanlık bir ara sokakta, lambalar kapanıyor yavaş yavaş, şehir derin bir uykuya dalıyor. Gökyüzünde yıldızların kahkahaları çınlatıyor kulakları, duyduklarını çeviremez hiçbir tercüman ve bu dünya denilen yerde en çok hırpalanan birey oluyor masum çocuklar...


Kan kırmızı bir Güneş batarken kızarıyor dağların yanakları, tepelerin arasından gözyaşları gibi sızıyor ışınları. Neden kızarır batarken Güneş, şehri karanlığa boğmaktan mı utanır?

Balonların renkleri gözlerin ışıltısına ayna tutmakta, parklarda sallanan çocukların çığlıkları doğaya yansıyan en güzel melodi oluyor. Bu çığlıkların arasında yere düşen gözyaşlarının sesini duyan kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Annesini, babasını kaybeden minik bedenler buluyorum tabut önünde, mezar başlarında şimdi kim anlatabilir en renkli şekliyle çocuklara ölümü? Ölüm baştan sona simsiyah bir renk, hangi minik beden siyahla gülmeyi öğrenebilir...

Büyük insanlar görüyorum yaşam kavgasında yumruklarını sallayıp durmaktalar. Para, yeni dünya düzeninin odak noktası oldu. Çocukluğunu özleyen insanlar görüyorum park köşelerinde ellerinde birer sigara, bira (vs.)...

Bu karanlık bir yazı size açan çiçeklerden bahsedemem. Kelebeklerden, kuşlardan da bahsedemem çünkü bu yazıda çiçeklerin üzerine bastılar. Kelebeklerin de kuşların da kanatlarını kırdılar. En çok kendi halime yandık sigaramla ve eminim ki o küçük çocuk bu halimi görse yüzüme tükürürdü...

Hanginiz ölü bir çocuk büyüttünüz yüreğinizde,
Bu, acının en sert hali...

Tayfun Yavuz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder